Sanatla Rahatla

Sevgili Yaprak’la sanat terapisi ve Yapika hakkında konuştuğumuz bu güzel ve derin sohbet, umarım sizde de aynı ferahlama ve birşeyleri değiştirmek için güç kazanma hissini yaratır.

Neden sanat terapisine yöneldin?

Ben çok küçük yaşlardan beri resim yapmayı çok seviyordum. Boyalar, renkler ve kırtasıye malzemeleri gibi şeyler zaten çok ilgimi çekiyordu. Genelde yaptığım işleri pek kıymetli görmüyordum. Aslında kurslara gittim ve kendi adıma da ayrıca epey çaba gösterdim. Ancak tüm bunları keyfi olarak yapıyordum.

Profesyonel olarak sanata yönelmedim ancak hayatımın bir yerinde sanat hep oldu. Üniversite’de Funda Tarakçıoğlu’nun resim atölyesinde yağlı boya yaptım, seramikle ilgilendim, evde boyalarım resim defterim oldu… Lise’deyken belki biraz kendimi de anlama çabasıyla psikoloji okumaya karar verdim ve klinik psikoloji yüksek lisansı yaptım. Aslında iş hayatıma psikolog olarak başlamadım, ilk olarak Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfında proje uygulama ve ölçme değerlendirme alanlarında çalıştım. Çocuklar, projeler, proje yönetimi ve Türkiye’yi dolaşmak derken epey doldum, ardından terapiye geri döndüm. Bu birikimlerin de beni beslediğini düşünüyorum. Bu arada nasıl bir yol izlemek istediğimle ilgili fikir sahibi olmuş oldum. Sanat terapisi ile çocuklar ve gençlerle çalışırken tanıştım. Çocuklarla renkler ve yaratıcılıkla ilgili çalışmak çok daha kolaydı.

Dipnot: Ressam Howard Ikemoto’nun bir hikayesi var, 7 yaşındaki kızı bir gün ne iş yaptığını soruyor o da bir üniversite’de resim öğretmeni olduğunu söylüyor. Kızı ona garip garip bakıyor ve “yani büyüyünce resim yapmayı unutuyorlar mı? diye soruyor. çocuğa garip geliyor çünkü resim yapmak onun doğasında var -ama yetişkinin doğasında kaybolmuş bir şey resim yapmak…

Ben de kendi kişisel gelişim yolculuğumda ve terapi sürecimde –sanat terapisiyle uğraşan kişilerle çalıştıkça- yaratıcı ifadenin kendini tanıma ve paylaşma yolunda çok farklı bir kapı açtığını farkettim. Zaten içimde resim yapmaya dair bir arzu da hep olduğundan bu alanı kendimle özleştirdim ve bu yüzden bu duygumu paylaşmak istedim. Ve sanat terapisi ile ilgili çeşitli çalışmalara katılmaya başladım. Bir yandan sanat çok büyük bir ifade alanı aslında. Çünkü terapi genellikle konuşularak yapılıyor fakat dile dökülemeyen çok fazla şey var. Bazen hissettiğimiz duyguları kendimiz de ayrıştıramıyoruz ve kendimizi nasıl ifade edeceğimizi bilmediğimiz yoğun duygular yaşadığımız zamanlar oluyor. Sanatla terapide sözlerin dışında ortaya başka bir şey koyduğunda (resim, dans, yazı yazmak, hareket drama, müzik) terapistle danışan arasında yeni bir alan açmış oluyoruz. Böylece danışan ve terapist sözcüklerin ötesinde bir ürüne birlikte bakabiliyor ve bu ikisi için de çok daha fazla bilgi içeriyor.

       

Yani kişinin yaptığı resim onun psikolojisini veya ruh halini mi anlamanızı sağlıyor?

Biraz öyle oluyor ama sanıldığı gibi resme bakıyoruz, kırmızı yaptıysa çok sinirli diyoruz gibi birşey değil aslında. Çünkü o birlikte keşfettiğimiz bişey. Biz, birlikte birşeyleri keşfetmek ve ortak bir alana bakmak için resmi bir araç olarak kullanıyoruz. Bazen de sadece yapma süreci de duyguları fazlasıyla dışa vurmayı sağladığı için üzerine konuşmaya bile gerek kalmayabiliyor.

O süreci başkalarının şahitliğinde yaşamak, kendini özgürce ifade etmek, karalamak… Bazen içimizdeki duygunun boşalmasına hizmet ediyor ve bu da yeterli olabiliyor. Kronik hastalıklarla savaşan veya travma geçirmiş kişiler için mesela çok kıymetli bir araç oluyor çünkü acı veren duyguların içinde boğulmadan, analiz etmeden dışa vurma ve rahatlama imkanı tanıyor. Sanat, sakinleştiriyor, dinginleştiriyor yavaşlatıyor. Kişinin kendini tanımasını sağlıyor.

O süreçte senden bir parça ortaya çıkıyor. Geçmişe bakıp ben bunu yapmışım gibi bir düşünce de ortaya çıkıyor. O zaman bu ruh halindeydim, şimdi nasılım gibi bir soruyu da kişi kendine sorabiliyor. Elle tutulur, somut birşey ortaya çıkarmak da sanat terapisinin önemli bir parçası sanırım.

Aynen öyle… Bazen sonuç odaklı çalışmamak da iyi geliyor. Örneğin yaptığımız çalışmayı yok ediyoruz mesela. Kurtulmak istediğimiz şeyleri geride bırakmak gibi mesela.

Aslında yaratıcılık insanın doğasında var. İnsanlar tarihin başından beri kendilerini ifade etmişler, duvarlara resimler yapmışlar, seramik çömlekleri boyamışlar, kendilerini süslemek için takılar yapmışlar. Yani bu hep içimizde olan bir şey ve tüm bu üretim içinde tekrar eden semboller, temalar var, bunlar sadece kişiye özgü değil bazıları insanlık olarak ortak paylaştığımız şeyler… . . Bu aslında hepimizin doğasında var ama biz bunu bastırmaya çalışıyoruz.

        

   Yapika’ya dönecek olursak…

Yapika’da benim amacım bu alanı terapi odasının dışına taşımak Bu doğal dürtü hepimizin içinde var. Yapika ile bu ortamı paylaşmak ve erişilebilir kılmak istedim.

Burada ne kadar iyi resim yaptığın önemli değil, en önemlisi o esnada açığa çıkan ve dışavurulan duygular. Aslında şunu da gözlemliyorum ki hepimizin içinde bir yaratıcı güç var ama hepimiz bunu durdurmaya çalışıyoruz. Önemli olan kendi içimizdeki bariyerleri tek tek açmak. Benim çalışmaya niyet ettiğim yolculuk da bu aslında. İçimden gelen şeye nasıl güvenebilirim, kafamda yarattığım engelleri nasıl aşabilirim sorusunun cevaplarını aramak…

     İnsanın kendini bir şekilde ifade etmesi gerekli, ne olduğunun bir önemi yok, çok haklısın.

Bir yandan da çok analitik bir dönemi geride bırakıyoruz dünya olarak. Daha çok yaratıcı ve yeniden sezgilerle barıştığımız bir döneme doğru gidiyoruz. Aslında teknolojinin de evrildiği yer daha çok yaratıcılıktan beslenen bir yer. Makinadan insanı ayırt eden o sezgisel ve içgüdüsel taraf. Makinanın yapamadığı şey insanda olan bu sezgisel taraf. Durumu zihnin ötesinde analiz edecek bir tarafımız var ve bu yüzden kendi özümüzle barışmanın, iyi bir bağ kurmanın tam da doğru zamanı diye düşünüyorum. Bu sadece daha iyi bir resim yapayım değil, hayatta karşılaştığımız problemlerle daha iyi bir şekilde başedebilmeyi, yeni şeylere kapı açabilmeyi, basit bir stres kaynağıyla karşılaştığında ona bakış acışını değiştirebilmeyi öğrenmek için de bir alan…

    YAPİKA Fikrinin başlangıcı, sürecin nasıl geliştiğinin çok açık ve net anlaşıldığını düşünüyorum. Peki bundan sonra neler yapmayı düşünüyorsun?

Aslında anlattım şeylerin benim için kıymetli olan bir tarafı da bunu yalnız başına yapmak zorunda olmadığımız. Hemen hepimizin aynı sorunları yaşadığını ve bunu hep birlikte de ele alabiliceğimize inanıyorum. Bu yüzden Yapika’ya entegre etmek istediğim bir çok konu var. Örneğin şiddetsiz iletişim, insanların arasındaki bağları güçlendirecek ve kendileriyle birlikte birbirlerini de anlamalarını sağlamalarına destek olacak birçok şey. O yüzden de benim hayal ettiğim ve bundan sonra sıklıkla yapmayı planladığım da grup çalışması. Çünkü grup çalışmalarında hem kendimizi farkediyoruz hem de birbirimize destek olabiliyoruz. Duyulmak, görülmek, kendi içimden geleni, hikayemi, duygularımı ortaya koyduğumda başka şahitlik eden insanların olması çok iyileşitirici birşey. Aslında biraz da şuan da çok ihtiyaç duyduğumuz birşey. Sosyal medyada şuan yapmaya çalıştığımız da aynı şey. Görülebilme ihtiyacı. Ama bu ortamda yalnız kalıyorsun, çünkü karşıdaki insanın hislerini derinden bilemiyorsun. Fotoğrafımı, gönderimi beğendi, benimle ilgili iyi hissediyor evet ama bütün bunların ötesinde derin bağlara çok ihtiyacımız var.

Tabi sosyal medya çok yüzeysel birşey. Gördüğümüz karenin altında görüntüden farklı hangi duygular var çok da hissedemiyoruz. Televizyonsuz ve sosyal medyasız zamanlardaki aile ortamını yakalamaya çalıştığın bu çalışmalar senin de dediğin gibi çok kıymetli.

Yeniden öze dönmeye çalıştığımız, birlikte oyun oynadığımız, birbirimize güvendiğimiz, kendimizi rahatça ifade ettiğimiz özgür bir alanımız olsun isityorum. Yapikanın hedeflerinden biri de bu.

   

  Konu sanat terapisi ve sanatla rahatlamak olunca renkler de fazlasıyla işin içinde. Renkler hakkında söylemek istediğin birşeyler var mı?

Renklerin ve çizgilerin duyguları, düşünceleri dile getiren, ortaya koyan araçlar olduğunu düşünüyorum. Hepsi bizim içimizde bir duyguyu uyandırıyor. Aynı anda birden farklı duygular, zıt kavramlar da olabilir senin de blogunda yazılarında bahsettiğin gibi. Örneğin kırmızı renk bana o gün enerji veriyor da olabilir, öfkemi ifade ettiğim bir renk de olabilir. Bu yuzden biz çalışmalarımızda renkleri net çizgileriyle yorumlamaya çalışmıyoruz. Hatta kişinin ruh halini kullandığı renklerle de anlamaya çalışmıyoruz. Onu o gününün çerçevesinde birlikte değerlendiriyoruz.

Ama renklerin içimizde bir duygu uyandırdığı kesin. Bir mekana girdiğimiz anda mekanda kullanılan renkler de bizim ruh halimizi etkiliyor. 

  Işık mesela? Işığın da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Burayı da o yüzden çok seviyorum. Pozitif enerji veren bir ışığı var Yapika’nın.

Aynen ışık da çok önemli… Benim için ışık enerji kaynağı, ben de buraya o yüzden vuruldum…

   Merak ettiğim bir başka konu da örneğin herkesin bir kağıt kalem önüme geldiğinde karaladığı çizgiler vardır Ben tasarımcıyım ama hemen herkes özellikle telefonla konuşurken birşeyler karalar. Sence bunların bir anlatımı bir dili var mı?

Bunların bir dili kesinlikle var.

Örneğin Doğukan Sarıkaya ile bir mandala atölyesi yapmıştık. Bu çalışma çizgilerden yola çıkılıp yapılan bir çalışmaydı. Bize dediği birşey vardı, “Her biriniz burda 3-4 tane mandala yapsanız çizgi karakterlerimizden hangi mandala kimin mandalası tahmin edebiliriz.” Bu da şu demek oluyor. Senin o anda uğrastığın şey neyse o tekrar ediyor, yani senin imzan gibi birşey düşün. Ben de çok uzun sure spiral çizdim. Belki bir gün hiç spiral kullanmayabilirim. O duygu durumundan uzaklaşmış olduğumda belki de daha köşeli şeyler çizmeye başlayabilirim. Dediğim gibi bunu yorumlarken tarot falı gibi yorumlamıyoruz bu senin o anki halini yansıtan, hikayenle ve duygularınla anlam kazanan bir şey. Kelimeler gibi çizgilerin ve renklerin de bir dili var. Sadece o şifreyi çözmek için o kişiyi tanımak gerek. O kişinin de kendini tanıması ve tekrar eden ögeleri de tanıması lazım. Benim o anki duygularım hissetiklerim ihtiyaclarım çizgilerimin daha köşeli veya yumuşak olmasını sağlayabilir. Daha kesinliğe ve netliğe sınırlara ihtiyacım varsa o anda daha köşeli karelerin içine sokuyor olabilirim kendimi mesela. Yumuşamaya veya şefkate ihtiyacım varsa biraz daha hatlar yumuşayabilir çizimlerimde de.

Benim tasarımlarımda da her zaman kullandıgım bir çizgi var. Öncelerde istemsiz bir dışavurumdu benimki. Şimdilerde ise benim şeklim oldu. Tencere, yemek takımı, çatal bıçak takımında, çanta, takı… Hatta Pia Studio’nun logosunda da bu çizgi var. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Semboller & İşaretler adında bir kitap var, oradan belki çizdiğin şey sembollerden birini çağrıştırıyor olabilir. Bakmak lazım. Ama mesela çizimin savaş tanrısı ifade ediyorsa senin için de savaşı ifade ediyor diye birşey yok. Ama okuduğunda sende birşey çağrıştırıyorsa demek ki onun derininde benzer bir duygu olabilir. Jung buna “kolektif bilinçaltı” diyor. İnsanların ortak olarak paylaştığı ve atalarımızdan ortak olarak gelen imgeler ve kavramlar var diyor. Bunların bir kısmı gerçekten bizden dışarı yansıyor ve çok derinden geliyor. O anlamları keşfetmek daha doğrusu izini sürmek kendimizi keşfederken bize yol gösterebiliyor.

Zehra ile yaptığımız nefes çalışmasında çakraların renklerinden bahsetmişti. Sonrasında ben de üzerinde biraz araştırma yaptım ve kendimden örnekleme yapmaya çalıştım. Ben turuncu rengi çok seviyorum turuncunun çakrası aslında benle ilgili birşey. Mesela kardeşim maviyi çok sever. Mavi boğaz çakrası. O da kendini çok iyi ifade eder mesela.

Tabi ki…. Sonuçta bizim renk olarak gördüğümüz şeylerde aslında bir frekans. Çekildiğimiz renkler. O an neye ihtiyacın olduğuyla ilgili olabilir ya da kendini güçlü hissettiğin alanlarla ilgili olabilir.

        

    Kendinizi daha iyi ifade etmek istediginizde mavi taş bir kolye takın diyor mesela okuduğum kaynakta.Çok güzel dolu dolu bir sohbet oldu, eklemek istediğin birşey var mı ? Çok da net ve anlaşılır oldu bence. 

    Blog yazma hikayesinde de beni en çok motive eden şey başta kendime, sonrasında ise okuyanlara bir fayda yaratma durumuydu. Senin işinde bu çok fazla var. İnanılmaz bir tatmin bu. Bir insan parasının olmasını en çok da bunun için istemesi lazım. Birilerine faydam dokunsun. Aslında onemli olan para da değil, gönüllü olarak veya maddiyata dayanmayan birçok yardım etme şekli olabilir. Büyük manevi tatmin. Senin için de öyle olmus olmalı?

Aslında başlangıçta kendime yardım etmekti çıkış noktam. Belki de yetişme ile de alakalı. Hep başkalarına da yardım et, onlar senin öncekliklerin olsun düşüncesiyle büyüdük. Ama burada kaçırdığımız bir nokta var. Önce kendine bakıp kendinle ilgili bir kısmı doldurmadığında veya gözardı ettiğinde başkalarına yardım etme gücün çok azalıyor. Benim neye ihtiyacım varsa dünyada da buna ihtiyacı olanlar eminim vardır. Ben kendime ne kadar iyi yardım edersem başkalarına da o kadar faydam dokunur düşüncesi ile yola çıkıyordum.

Senin blog fikrinin özündeki de bu aslında. Bu noktadan yola çıktığında o hayatlara dokunma şansın çok daha fazla.

   Çok doğru. Aynen bloga başlama sebebim de bu. Birşeyler öğrenmeyi araştırmayı çok istiyorum okuyorum ama okuduklarımı hafızam bir kenara atıyor. Ama irdeledigimde içselleştiriyorum. Bu eğitim hayatımda da böyleydi. Bu senin yaptığında da benzer birşey. İçselleştirdin ve işe yaradığını gördün, sonrasında insanlarla bunu paylaştığında harika bir fikir oldu.

Evet paylaşmak beni çok heyecanlandırıyor. Bu konudakı özgüvenim gelişiyor ve geliştikçe daha da çok paylaşmak istiyorum.

   Bir yazı okumustum insanların satın aldıgı şeyler vs onu çok mutlu ediyor ama bunların hepsi kısa süreli. Ama bir insanla yaptığın sohbetin paylaştığın bir şeyin tadı damağında yıllarca kalıyor. Mesela şuan seninle yaptığım bu sohbet beni manevi olarak inanılmaz tatmin ediyor. Senden aldığım bilgiler, içtiğimiz çay.. Bunun süresi çok uzun. Bu bilimsel olarak da kanıtlanmış birşey. Sen daha iyi bilirsin. Ben okuduğum birşeyden aldığım özü aktarıyorum sana sadece. O yüzden de yaptığın şey benim için ayrıca önemli.

Teşekkür ederim. Benim de hayalim tam da bu herkesin kendi içinden geldiği gibi var olduğu, keyif aldığı ortamlar yaratmak…

   Bu güzel sohbet ve blog davetimi kabul ettiğin için ayrıca teşekkürler. Çok keyifli bir sohbet oldu.

Ben teşekkür ederim, benim için de büyük bir keyifti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir